Yakın zamanda CİKCİK ABEYİN ruh hâlinin müteessir bir biçimde durağan olduğunu müşahede etmekteyim. Gönlünde bir melankoli esintisi kol gezip, coşkudan uzak kaldığı hissedilmektedir. Maziye dair ışıltılı anıların arka plana itildiği, iç dünyasının sisli bir perdeyle örtüldüğü sezilmektedir. Gönül bahçesindeki çiçekler solgunlaşmış, içindeki umut fidanları soldurulmuştur.
Ecdadın dilinde beyan edilen bir tabirle, kişinin kalbi sanki karanlık bir kuyunun içinde hapsolmuşçasına hissederim. Ruhunun çeşitli renklerinden sönük birer iz taşırken, eski neşeli ve coşkulu günler geride kalmış gibi görünmektedir. Ufuk çizgisi, çaresizlikle çizilmiş bir resim gibi hissettirmekte ve içinde umut barındıran nehirlerin suları seyrek akmaktadır.
Bu durgunluk, içsel bir sancının habercisi olabilir. Belki de gönlünde aşkın ıztırabını taşıyan bir yara, ruhunun ışığını solutturmuş olabilir. Geçmişin gizli perdesi ardında bekleyen hüzünler, kişiyi bu sessiz çukurun derinliklerine sürükleyebilir.
Fakat bilinmelidir ki, karanlık bir geceye bile ay ışığı doğar. İçindeki ışığı yeniden keşfetmek, kalbindeki yaralara merhem olmak için cesaretle adım atmak gerekmektedir. Umut, durgunlukların aşılmasında bir ışık huzmesi olacaktır.
Kalbinin mührünü kırarak, iç dünyasına tekrar renk katmasını temenni ederim.
Saygılarımla, ferhatbeyinfedaisi