Sevdiğimiz bir sınıf arkadaşımız bazı öğle teneffüslerinde sıraya polarını çekip kız arkadaşına saksafon resitali verdirirdi. Yine öyle bir enstantane esnasında Süreyya Hoca rutin kontrollerinden birini yapmak üzere sınıfa girdiği vakit iş henüz yeni bitmişti ki kız arkadaşımız ağzında arkadaşımızın doğmamış çocuklarıyla tuvalete doğru koşar adım uzaklaşmıştı. Kızın çocuğun bacaklarının arasından çıktığını tam son anda hayal meyal gören Süreyya Hoca kıpkırmızı olmuş suratıyla diyecek bir şey bulamayıp "Napıyorsunuz siz burda?" demekle yetinip, kelimelerin boğazında düğümlenmesinin getirdiği rahatsızlıkla mecburen uzaklaşmak zorunda kalmıştı. Süreyya Hoca'yı en çaresiz gördüğüm andı diyebilirim.